sabihagokcenilkogretimokulu.sitemynet.com
logo11.jpg

Anasayfam
Okulumuz
Misyonumuz
Vizyonumuz
Stratejimiz
Toplam Kalite
İdari Kadro
Öğretmenler
Öğrencilerimiz
İletişim
Karaman
Sabiha Gökçen

Karaman


KARAMAN'IN TARİHÇESİ

Karaman kentinin ilk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber yapılan arkeolojik kazılar neticesinde, önemli bir yerleşim bölgesi, ticaret ve kültür merkezi olduğuna dair belgeler bulunmuştur.

Karaman ve çevresinin M.Ö.8000 yıllarında yerleşik iskana sahip olduğu ortaya konulmuştur. İl; Hititler zamanında bir askeri ve ticaret merkezi olmuş daha sonra Firigya ve Lidyalıların egemenliğine geçmiş, M.Ö.322 de Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos un işgaline ve talanına uğramıştır.

Karamanoğulları Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflamasından ve yıkılmasından sonra bağımsızlıklarını ilan edip Karamanoğlu Devletini kurmuşlardır. Karamanoğulları OĞUZ'ların SALUR boyuna mensuptur. 24.Oğuz boyu şunlardır. 1.Kayı 2.Bayat 3.Alkaevli 4.Karaevli 5.Yazır 6.Döğer 7.Dondurga 8.Yaparlı 9.Avşar 10.Kızık 11.Beğdili 12.Karkın 13.Bayındır 14.Biçene 15.Çavuldur 16.Çepni 17.Salur l8.Eymür l9.Alayuntlu 20.Üreğir 21.Iğdiz 22.Büğdüz 23.Yuva 24.Kınık. Bu 24 boy 6 ata da birleşir. 1.Günhan 2.Ayhan 3.Yıldızhan 4.Gökhan 5.Dağhan 6.Denizhan. Şehir Klasik dönemlerde LARENDE Olarak bilinir. Larende, 1256 da Karamanoğulları devletinin başkenti olmuştur. Larende, Cumhuriyet Döneminde KARAMAN adını almıştır.

Karamanoğlu Mehmet bey Konya civarında Moğollarla yaptığı savaşı kazanarak Konya'yı moğal işgalinden kurtarmış ve Karamanoğlu Devletinin başkenti yapmıştır. O tarihlerde Anadolu Selçuklularının resmi dili Arapça, edebiyat dili Farsça idi. Yönetenlerle yönetilenler arasında dil konusunda büyük farklılıklar meydana gelmişti. Dil farkı büyük reaksiyonlar doğurdu. Hacı Bektaş Veli, Tapduk Emre, Yunus Emre, Aşık Paşa, Sarı Saltuk ve Karamanoğlu Mehmet Bey başta olmak üzere daha birçok kültür tarihinin büyük simaları Türk kültür ve medeniyetinin tahrip edilmekte ve yok edilmekte olduğunu görerek, siyasi ve kültürel taarruza geçmişlerdir. Karamanoğlu Mehmet Bey Türk Milliyetçilik tarihine altın harflerle yazılması gereken 13 Mayıs 1277 yılında yayınladığı bir fermanla Türkçe'nin zaferini sağlamıştır. Bu fermanla "Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya" diyerek Türkçe'den başka konuşulan ve yazılan dilleri yasaklamıştır.
Bugün Karaman halkının civar yerleşim bölgelerine nazaran daha düzgün bir lisan kullanmasını bu fermanda aramak lazımdır.

Karamanoğulları devletinin sınırları, en güçlü olduğu zamanlarda, Karaman, Konya, Sivas, Kayseri, Niğde, Adana, Antakya, Silifke, Anamur, Mut, Gülnar, Alanya, Gazipaşa, Antalya, Isparta, Beyşehir'e kadar uzanıyordu.

Karamanlılar kuvvetli düşmanlarının karşısında sarp yerlere bilhassa Toros dağlarına çekilerek korunurlar ve tehlike geçince tekrar İçel ve Larende (Karaman) tarafına geçerlerdi. Geçitler vasıtasıyla Konya'ya ulaşan ticaret kervan yollarını kontrol eden Karamanlılar, Ceneviz, Kıbrıs ve Malta tacirlerinden aldıkları vergiler ile mühim bir gelir temin ediyorlardı. Lamos, Silifke, Anamur, Manavgat gibi kendilerine ait limanlardan tahsil ettikleri gümrük resmi önemli gelirlerdendi. Karamanoğullarının Alaaddin Beyden itibaren hedeflerinin gümüş sikkeleri görülmektedir.

Hıristiyan alemi tarafından kutsal sayılan ve antik şehir olarak bilinen DERBE kenti Avrupalı hıristiyan turistlerin dikkat ve ilgisini çekiyor. (Derbe Karaman'a bağlı Aşıran köyü yakınlarında yer alır) Hıristiyanların Hz. İsa Peygamber'den sonra kendilerine dini lider olarak bildikleri MICHAEL Derbe'de yatmaktadır. Burayı ve MICHAEL'in kabrini ziyaret edenler Hıristiyan inancına göre kendilerinin hacı oldukları edinilen bilgiler arasındadır. Karaman 15 Haziran 1989 tarihinde Türkiye'nin 70. Vilayeti olmuştur.



KARAMAN İSMİNİN KAYNAĞI

Karaman ilinin eski ismi Larende'dir. Şehir Selçukluların elinde iken islamlaşmıştır.

Karamanoğulları Beyliğinin kuruluşu temellerini atan Nure sufi'nin oğlu Karaman Bey'in Karamanoğlu Beyliğini teşkilatlandırması ve beylik haline getirmesi ile Karamanoğulları güçlenmeye ve sınırlarını genişletmeye başlamışlardır.

Karamanoğlu Beyliğinin kurucusu Karaman Bey'den dolayı Laranda (Larende) olan şehir 1256 yılında Karaman adını almıştır. Bu tarihten itibaren de Karaman olarak devam etmektedir.


KARAMAN'LA İLGİLİ BAZI TARİHİ BİLGİLER

Karaman'ın tarih sahnesindeki yerini daha iyi değerlendirebilmek ve gelişimini izleyebilmek için, birtakım tarihi bilgileri de burada vermeyi uygun gördük.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında, eski önemini kaybeden şehir, askeri teşkilat itibariyle Konya merkez sancağına bağlanmıştır. 1522 olan bu tarihte, Karaman'da 33 mahalle, 570 vergi mükellefi, 462 ev, 18 müslüman olmayan nüfus, bir imaret, 4 cami, 25 mescid, 7 medrese, l Hadis, 3 Hafız, l Öğretmen Okulu, 10 zaviye, l yoksullar yurdu, 7 hamam, 246 dükkan vardı. Bu tarihte şehrin nüfusunun, 1020 olduğu tahmin edilmektedir. Bugün de ismi kullanılan mahallelerden; Sekiçeşme (Sekizçeşme), Külhan, Alişahne (Alişahane), Hacıcelal, Koçakdede (Köçekdede), Abbas, Ahiosman, Çeltek, Tapucak/Topucak (Tabdukemre), Mansurdede, Kirişçi (Kirişçibaba), Hocamahmut, Kazalpa (Gazalpa/Gazialp), Emekseven o dönemden bugüne, ya aynen veya ufak tefek değişikliklerle gelmiştir.

III. Murad zamanında, 1587 yılında hazırlanan "Kanunname-i Karaman" defterinde, Karaman'ın merkez nüfusu 2027; kendisine bağlı bulunan 63 köyün nüfusu ise, 3603 olarak gösterilmiştir. Yine aynı kayıtta, o dönemde, Karaman'ın nüfus bakımından yoğun olan en büyük köyleri, 288 nüfusla bugünkü adıyla Güldere ve 255 nüfuslu Divle (Üçharman) köyleridir. Bugün 7 hanenin yaşadığı Değle'de Ahmedler, Kamereddin ve İydalı adında üç mahalle bulunuyor; bu mahallelerden birinde ise, müslüman olmayan halk yaşıyordu. Müslüman olmayan halk, inanç noktasında İslam olanlardan ayrılmasına rağmen; isim, gelenek ve kültür açısından bir bütünlük gösteriyordu. Bunların isimlerinin, Arslan, Şehriban, Murad, Bayram...gibi Türk-İslam isimleri olması da dikkate değer bir husustur.

İslam olmayan bu bölgede halkının, din hariç olmak üzere, diğer yaşayışlarının Türk halkıyla özdeşleşmiş olması, bu insanların, Hristiyan Türkler olduğu düşüncesini yaygınlaştırmıştır. Hatta Karaman'dan İstanbul'a göç eden bu insanların, Türkçe'de 12 ağızdan biri olarak bilinen "Karamanlıca"ağzını konuşmaları ve bu ağızla XVIII. asırda bir gazete ile birlikte, çeşitli kitaplar yayınlamaları; bu iddiaların doğruluğuna delil olarak kabul edilmektedir. Ana Britannica'da bu konuda yazılan "Karamanlıca" maddesine bir gözatalım.

KARAMANLICA AĞZI

Karamanlı Türkçesi olarak da bilinen, Türkçe'nin bu ağzını Karamanlı Ortodoks Hristiyanlar konuşur. Bu dili konuşan Karamanlılar, bazılarına göre Türkleşmiş Rumlar; bazılarına göre ise, Selçuklular döneminde Bizansla yakın ilişki sonucu Hristiyanlığı benimsemiş Türk'lerdir. Osmanlı belgelerinde "Zımmiyan-ı Karaman", ya da "Karamanian" adıyla anılan bu Karamanlılar, bazı değişikliklerle Yunan alfabesini kullanmışlardır. XVIII. yy.'dan başlayarak Türkiye ve Avrupa'da bazı kitaplar yayınlamışlardır.

Karamanlıca'nın Türkiye Türkçesi'ne göre başlıca ses farklılıkları, ünlü türemesi ve ünlü değişmesidir.

Örnek: Secde/secide; sıcak/ısıcak; uğramak/oğramak; ihtiyar/ehtiyar; gümüş/gömüş...
Ünsüz Değişmesi: Değil/deil; niyaz/niaz; kulübe/gulübe; vücut/ücut; cevap/coğap...
Bazen de çoğul ekleri sesuyumu dışında kalır: Onlar/anler; ayaklar/ayekler...
-meçe ulaç eki bu ağızda sıkça kullanılır: "İbret almaca" gibi...


Hatta bu insanlar, hristiyanlığa bağlı olmalarına rağmen, hristiyanlığı da kendi anlayışları içerisinde yaşamışlardır. Çünkü buradan İstanbul'a göç edenler, İstiklal Savaşı sırasında, Milli Hükümet'in koruması altında, İstanbul Rum Patrikhanesi'nden ayrılarak yeni bir patriklik kurmuşlardır. (İslam Ansiklopedisi)


KARAMAN'IN KOYUNU, SONRA ÇIKAR OYUNU

BİRİNCİ HİKAYE:
Karamanoğullarıyla, Osmanlı Devletinin kıyasıya savaşa tutuştuğu yıllarda, Karaman halkı savaşlardan çok çekmiş. Ezilmişler, evleri, barkları, malları çok zarar görmüş. O devrin uluları toplanıp, "Bu kardeş kavgasını tatlılığa bağlıyalım" diye kurultay kurmuşlar. Karaman Beyi ile Osmanlı Beyini Konya'ya çağırmışlar, her iki tarafın şikayetini dinlemişler. Sözü tatlıya getirip, her iki beye de, bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirmişler. Karaman Beyi yemin ederken, elini koynunua götürerek: "Bu can burada kaldıkça, Osmanlıyı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğime söz veriyorum" demiş. Fakat kurultaydan çıkan Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarıp salıvermiş ve "İşte can çıktı söz bitti" demiş
İKİNCİ HİKAYE:
1243 senesi Kösedağ savaşından ve bozgunundan sonra, Selçuklu ordusu çekilmiş, Moğol ordusu yer yer Anadolu'yu istilaya başlamıştı. Moğollar Müslüman olmadıkları için, Müslüman Türklere karşı çok düşmanca hareket ediyorlardı. Kuvvetçe çok üstün durumda bulunuyorlar ve her savaşta galip geliyorlardı. Konya'yı istila ettikten sonra, Kerimüddin Karaman Bey zamanında Karaman'ın üzerine yürüdüler. Tarih takriben 1258 sıraları idi. Karamanoğlulları telaşa düştüler. Zira Moğollar direnen yerlerde halkı kılıçtan geçiriyorlardı. Ne yapıp yapıp, bu putperest Moğolları yenmek lazımdı. Karamanlılar basit bir harp hilesi düşündüler. Netice de Moğollar baskın yapacaklardı. Moğol ordusu Konya üzerinden Karadağ'a doğru ilerliyorlardı. O tarihte Karadağ ormanla kaplı idi. Karaman askerleri koyun postuna bürünerek, bir koyun sürüsünün arasına karıştılar. Sürü ile birlikte Moğol ordusuna doğru yaklaşmaya başladılar. Moğol ordusu, sürüyü gasbetmek, yiyip içmek için bir kaç koyun yakalayıp kestiler, kızarttılar ve içkiyle beraber yemeye başladılar. Tam sızdıkları sırada, koyun postuna bürünen Karaman askerleri üzerlerindeki postları atarak, Moğolların üzerlerine çullandılar. Bir yandan da ormanda gizlenmiş bulunan esas ordu, Moğollara hücum etti. Bütün Moğol ordusu orada yok edildi. Tek tük kaçıp kurulabilen Moğollar da etrafa bu deyimi yaydılar.
ÜÇÜNCÜ HİKAYE:
Karaman kalesi Osmanlı ordusu tarafından sarıldığı zaman, kale içindeki halk, canını ve malını kurtarmak endişesine düşer. Bu arada, bir sürü sahibi de sürüsünü kurtarmak hazırlığı içindedir. Sürünün karanlık dehlizde yolunu bulabilmesi için, keçilerin boynuzlarına yanan meşaleler takar ve bu suretle dışarıya çıkarlar. Kaleyi sarmış bulunan Osmanlı askerleri, arka tarafta ellerinde meşaleler bulunan bir ordunun kendilerine saldırmak üzere bulunduğunu sanarak, kuşatmayı kaldırıp, ağırlıklarını bırakarak kaçarlar. Bunun bir sürü olduğunu, iş işten geçtikten sonra anlarlar, ve bu lafı çıkarırlar



sabihagokcenilkogretimokulu@mynet.com

Bize ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın